HAK DİN ve İLAHİ KİTAP
KURAN’IN YAZILIŞI
 

Son peygamber olan Hazreti Muhammed Mekke'de doğdu, 40 yaşında peygamber oldu ve 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de olmak üzere 23 yıl peygamberlik yaptı.
Son peygamber olan Hazreti Muhammed'e son ilâhi kitap olan Kuran'ın ilk âyetleri Nur Dağı'nda gelmeye başladı ve Kuran 23 yılda tamamlandı.
Kuran son ilâhi kitap olduğundan, önceki kitaplardan farklı özelliklerinin olması doğaldır. Bu özelliklerden biri,
Kuran'ın Allah'ın koruması altında olmasıdır.
Yüce Allah buyuruyor;
“Kesinlikle Zikri (Kuran'ı) Biz indirdik ve O'nun koruyucusu elbette Biz'iz” (Hicir, 9)
Kuran yüce Allah'ın koruması altında olduğundan, önceki kitaplar gibi tahrifata (değişikliğe) uğramayacak, tek kelimesi değiştirilemeyecek ve Hazreti Muhammed'e verildiği dil üzere orijinal aslını koruyarak kıyamete kadar yürürlükte kalacaktır.
Ebu Cehil'in başlattığı Kuran düşmanlığı bazı dönemlerde devlet terörüne dönüştüğü halde, Kuran'ın tek kelimesini değiştirmeye kimsenin gücü yetmedi. Kuran düşmanları yer altında çürüyüp kokuşmuş leşlere dönüşürken…
Kuran ‘bindörtyüz’ küsur yıldan beri dimdik ayakta duruyor.
Kuran'ın bir özelliği de!..
Önceki ilâhi kitaplar peygamberlere bir anda verilirken, Kuran 23 yıla yaygınlaştırılarak kısa sûreler ve âyetler şeklinde bölüm bölüm verildi.
Hazreti Muhammed kendisine gelen âyetleri derhal vahiy kâtiplerine yazdırır, sonra yakınında bulunanlara tane tane, kelime kelime okuyarak ve genelde üç defa tekrarlayarak tebliğ ederdi.
Yeni gelen âyetleri doğrudan Hazreti Muhammed'den dinleyenler etrafa dağılır ve orada bulunmayanlara ulaştırırlardı.
Okuma-yazma bilenler yeni gelen âyetleri yazıp ezberlerken, okuma-yazma bilmeyenler de okuma-yazma bilenlerden dinleyip ezberlemeye çalışırlardı.
Kuran'ın 23 yıl gibi uzun bir zaman birimi içinde, farklı aralıklarla ve kısa bölümler şeklinde gelmesi ile…
Gelen âyetlerin derhal yazılması, ezberlenmesi, sürekli okunması, uygulanması ve günlük yaşama dönüştürülüp Müslümanların Kuran'la bütünleşmesi sağlandı.
Yazılan ve ezberlenen âyetler unutulmuyordu. Çünkü günlük beş vakit namazda tekrar tekrar okunuyordu. Müslümanların günlük yaşamı Kuran'dı. İnançtan ibadete, yeme içmeden evlenmeye ve mirastan devlet düzenine kadar kişisel ve toplumsal yaşamları Kuran'dı. Sokakta oynayan çocuklar bile, yaramazlık yapan arkadaşlarını Kuran'dan âyetler okuyarak uyarırlardı.
Kuran'ı pratikte uygulayarak, vahiy kâtiplerine yazdırarak, ulaşabildiklerine kelime kelime tekrarlayarak,
Ayrıca sabah, akşam, yatsı namazları ile Cuma ve bayram namazlarında sesli okuyarak tebliğ eden Hazreti Muhammed,
Veda Hutbesi’nde “Tebliğ ettim mi?” diye üç defa sordu. Sahabeler, “Ettin ya Resulallah!” deyince, ellerini kaldıra-rak üç defa “Şahit ol Rabbim!” dedi.
Hac dönüşü rahatsızlaşan sevgili Peygamberimiz, rebi-ülevvel ayında âhiret âlemine göçüp gitti.
Son peygamber olan Hazreti Muhammed'in bu fâni dünyadan âhiret âlemine göçüp gitmesi ile yeryüzünde peygamberlik dönemi kapandı ve sahabe dönemi başladı.
Kurulan İslâm Devleti'ni yaşatmak, Kuran'ı ve sünneti gelecek kuşaklara taşımak onların görevi idi.
Ayrıca Hazreti Muhammed hayatta iken vahiy devam ettiğinden Kuran'ın tamamı bir araya toplanıp bir kitap şekline dönüştürülmemişti.

Hazreti Ebu Bekir'in halifeliği döneminde çıkan Yema-me Savaşı’nda, Kuran'ın tamamını ezbere bilenlerden 70 sahabenin birden şehit olması, Kuran'ın geleceği açısın-dan Hazreti Ömer'i endişelendirdi.
Gerçi o gün için bu bir sorun değildi. Çünkü Kuran'ı kısmen ya da tamamen ezbere bilen onbinlerce sahabe ile vahiy kâtipleri hayattaydı.
Ya onlardan sonra ne olacaktı? İşte Hazreti Ömer'i endişelendiren de buydu. Çünkü onlar da bu dünyada kalıcı değildi ki!..
Derhal Halife Ebu Bekir'in yanına giden Hazreti Ömer,
Kuran'ı kısmen ya da tamamen ezbere bilen onbinlerce sahabe ile vahiy kâtipleri hayatta iken,
Sûrelerin, âyetlerin sırası ile yazılıp Kuran'ın bir kitap şekline dönüştürülmesi gereğini tekrar tekrar vurguladı.
Hazreti Ömer'in endişelerine katılan ve bu işi gelecek kuşaklara bırakmanın hem tehlikeli olacağını hem de kendisinin Allah katında sorumlu olacağını düşünen Halife (Devlet Başkanı) Ebu Bekir bazı sahabelerle yaptığı görüşmeden sonra…
Derhal bir komisyon kurulmasına ve komisyon başkan-lığına Zeyd bin Sabit'in getirilmesine karar verildi.
Zeyd bin Sabit kimdir?
Kuran'ın tamamını en iyi ezber bilenlerden biri olan Zeyd, aynı zamanda Peygamberimizin vahiy kâtibi idi.
Ensar'dan (Medineli) olan Zeyd hicretten önce onbir yaşında iken Müslüman oldu. Musab bin Umeyr'in daveti ile Müslüman olan ve Musab'ın sohbetinden ayrılmayan Zeyd, Musab'dan dinlediği âyetleri derhal ezberliyor ve bunları Medineli çocuklara öğretiyordu.
Hicretten sonra da Peygamberimizin yanından hiç ayrılmayan Zeyd, yazısı çok güzel olduğu için hem vahiy kâtipliği yapıyor hem de resmi yazışmaları yürütüyordu.
İslâm Devleti güçlenip, dış ülkeler tarafından tanınmaya başlayınca, yabancı ülkelerin devlet başkanlarından Peygamberimize mektuplar gelmeye başladı. Gelen mektupların okunup Arapça'ya çevrilmesi ve bunlara cevap yazılması için bazı yabancı dillerin öğrenilmesi gerekti.
Peygamberimiz, çok güçlü hafızası olan Zeyd'den öncelikle İbranice ve Süryaniceyi öğrenmesini istedi. Peygamberimizin bu isteğini en kutsal görev sayan Zeyd,
Çok kısa bir zamanda bu iki dili, okuyup yazacak derecede ana dili gibi öğrendi.
Komisyon iş başında!...
Zeyd bin Sabit'in başkanlığında toplanan komisyon Halifenin direktifleri doğrultusunda çalışmaya başladı.
a- Halka açık bir yerde çalışacak ve isteyen herkes çalışmaları izleyebilecek.
b- Ezberden tek âyet yazılmayacak, yazılı belge olacak.
c- Her belge (yazılı âyet) kabul edilmeyecek, yalnızca Peygamberimizin gözetiminde yazılan ve bunun Peygam-berimizin gözetiminde yazıldığını gören iki kişinin tanıklık ettiği belgeler kabul edilecek. Ayrıca bunlar ezberden de bilinmiş olacak.
d- Sûreler, âyetler nüzul (iniş, geliş) sırasına göre değil, Peygamberimizin emrettiği sıraya göre yazılacak.
Mânevi sorumluluk açısından yorucu ve uzun bir çalış-madan sonra, komisyon son ilâhi kitap olan Kuran'ın yazım işlemini tamamladı. Yazılan sayfalar bir araya getirilip birleştirildi (ciltlendi) ve halkın (sahabelerin) tetkikine sunuldu.
Tekrar tekrar okunup incelendikten ve onbinlerce saha-benin sözbirliği ile kabul edildikten sonra,
‘Ümmül Mushaf’ (Ana Kuran) adı verildi ve hilâfet       makamı adına Hazreti Ebu Bekir'e teslim edildi.

Hazreti Osman döneminde, İslâm Devleti'nin sınırları çok genişledi. Ermenistan ve Azerbeycan fetihlerine katılan Hazreti Huzeyfe, Medine'ye döndüğünde Hazreti Osman'a,
“Medine'den çok uzaklarda bulunanlarla, İslâm'a yeni gelenlerin Medine'deki Ana Kuran'dan yararlanabilmeleri için Medine'deki Ana Kuran'ın çoğaltılarak belirli İslâm merkezlerine göndermeni tavsiye ederim” dedi.
Hazreti Osman'ın emri ile yine Zeyd bin Sabit'in başkanlığında bir komisyon kuruldu. Ana Kuran bu komisyon tarafından çoğaltılarak belirli İslâm merkezlerine gönderildi.