HAK DİN ve İLAHİ KİTAP
İSLÂM MEDENİYETİ
 

İslâm'dan önce Mekkeliler genelde okuma-yazma bilmeyen, ilkel bir hayat yaşayan ve çeşitli putlara tapınan müşriklerdi.
Ölü hayvan leşlerini yiyen, kestikleri hayvanın kanını içen ve aşırı derecede şarap tüketen alkoliklerdi.
Tuvaleti, temizliği bilmeyen, tırnaklarını kesmeyen ve yerde sürünen uzun giysilerle böbürlenip gezmeyi seven zavallılardı.
Öz kızlarını önceden hazırladıkları çukurun yanına götüren ve kızı çukura bakarken, arkasından itip çukura yuvarlayan ve zavallı yavrusu,
“Babacağım, babacağım!” Diye bağırırken üstüne taş, toprak atıp, öz kızlarını diri diri toprağa gömen insanlık dışı varlıklardı.

Hazreti Muhammed'e, Nur Dağı'nda ilk vahiy gelip peygamber olduğu bildirilince, tir tir titremeye ve alnından inci taneleri gibi terler damlamaya başladı.
Bütün insanlara gönderilen son peygamberdi ve        öncelikle Mekke'den, hem de sıfırdan başlayacaktı. Çünkü onlara kendisinden önce peygamber gelmemişti.
Ancak, peygamberlik görevi isteğe bağlı değildi ki! Görevini yapma zorunluluğunda idi.
Çok sevdiği vefakâr eşi Hazreti Hatice'den başladı. Sonra Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ali, Hazreti Zeyd, Hazreti Osman, Hazreti Abdurrahman, Hazreti Talha, Hazreti Sa'd ve Hazreti Zübeyr derken…
Hazreti Muhammed'in iki elinin parmakları sayısına yakın ümmeti oldu.
Hazreti Muhammed'in yarı vahşi müşrikleri ‘Allah Bir’ inancına davet etmesi ve Cehennem azabı ile uyarması,
Silahlı avcıları gören bir kuzunun kendini tehlikeye      atarak kurtları uyarmaya çalışması gibi bir şeydi.
Ancak çalışacaktı, uyaracaktı, başka seçeneği yoktu!..
Çünkü kalbi, “Ümmetim, ümmetim!” diye yanıyordu. Ümmetinin zebani melekleri tarafından Cehennem’e atıl-masına gönlü razı olamazdı.
Önceleri öz kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar canavar ruhlu olanlar,
Gerçek İman'ın tadını tadınca ve Hazreti Muhammed'in sohbetinde olgunlaşınca bir anda yapısal, ruhsal              değişkinliğe uğrayıp melek gibi oluyor ve diğer insanlara örnek teşkil ediyorlardı.
Diğer yandan müşriklerin yaşantısına uyum sağlayamayan ve putlara tapınmayı anlamsız bulan kararsızlar da vardı. Bunlar Müslümanlardaki yapısal, ruhsal değişikliği gördükçe İslâm'ı benimsiyor ve İslâm, Mekke'nin dışındaki kabilelerde ve Medine’de hızla yayılıyordu.